Kanunî  Cüneyd Kosal’ı, 1950 sonrasının bu seçkin musıkişinasını kısa bir süre önce, 21 Aralık 2018 günü kaybettik. Ben onun ne saz arkadaşıyım, ne de onun kuşağındanım. Sazını radyolarda, konserlerde yıllarca dinledim, ama kendisini de  tanıma imkânı buldum. Tanıdıkça kendisine duyduğum saygı arttı. Bazı insanları yüz yüze tanımak gerekir.

1999-2001 yılları arasında, arkadaşım Ersu Pekin’le Açık Radyo’da “Radyo Anıları” adı altında bir program dizisi yayımlıyorduk. Sayısı kırkı aşkın eski radyocu ile konuştuk, radyo geçmişlerinin hikâyesini dinledik.  O musıkişinaslardan biri de  Cüneyd Kosal’dı. Bize verdiği mülakat tam dört saat sürdü. 2004 yılında ben yeni bir diziye başladım aynı  radyoda. Bu defa konu musıki meclisleriydi. Bu konuda anlattıkları da iki saat sürdü. Çok önemli  şeyler anlattı. O yıllarda Cüneyd Kosal’la birçok kere temasım oldu. Bütün bu görüşmelerimizde şunu gördüm: Cüneyd Kosal’ın dışarıdan görüneni çok aşan bir musıki birikimi vardı. Şunu da fark ettim ki, kendi kuşağının musıkişinaslarından pek çoğu Cüneyd Kosal’ı yeterince tanımıyordu.

Fakat onun ilk bakışta gözüme çarpan özelliği tevazuyu erdem bilen bir insan olmasıydı. Tevazu bu ülkede çok kere yanlış anlaşılan bir şeydir. Kimileri hiç de mütevazı olmadıkları halde, tevazuyu bir süs gibi takınır, kullanırlar. Aktör Vasfi Rıza Zobu’nun gençlere verdiği şu öğüdü hatırlamanın sırasıdır: “Aman evladım, fazla tevazu gösterme, yoksa sahi sanırlar!..” Nitekim, kimileri birilerini mütevazı  bir insandır diye tarif ederlerken, onun pek de önemli bir kimse olmadığını ima ederler. Ama ben Cüneyd Kosal mütevazı yahut alçakgönüllü bir insandı derken onun olgun, kâmil, dengeli, ölçülü bir insan olduğunu, kasıntılı biri olmadığını söylemek istiyorum.

Bir sohbetimizde en yeni kuşağın kanunîlerinden bahsediyorduk. Birden demişti ki: “Bazı gençler var, kanunu öyle bir çalıyorlar ki, inanılır gibi değil. Bunlar kanun diye beni çalarlar!” Üzülmüştüm böyle demesine. Buna karşılık, demiştim ki: “Ben o kanunlardan musıki tadı alamıyorum. Onlar cambaz. Cambazlık başka, musıkişinaslık başka, inanın, bir dinleyici olarak ben sizin kanununuzu tercih ederim.” Bunu onu memnun etmek için değil, gerçekten böyle düşündüğüm için söylemiştim.

Bir başka sohbetimizde de, “Ben Niyazi Sayın gibi, Necdet Yaşar gibi uzun uzadıya taksim edemem, bir taksimi üç dört dakikadan fazla sürdüremem. Vecihe Daryal da öyleydi, taksimlerini bir iki dakikada tamamlardı.” Yine inanarak şu karşılığı vermiştim: “Cüneyd bey, herkesin taksimci olması gerekmez ki, bazı sazendeler eser icrasında zevkle dinlenir, yahut çok iyi eşlikçidir. Bakınız, biz Vecihe Daryal’ı dinlerken sermest oluyoruz. Ben sizin o üç dakikalık taksimlerinizi, inanın, hep zevkle dinlemişimdir. Hiçbir dinleyici sizde bayağı, ucuz nağme bulamaz. Yapılmaması gereken şeyleri yapmazsınız. Nağmeleriniz hep zariftir, hep yüksek seviyelidir, daha sonra okunacak olan sözlü eserin perdelerine de, atmosferine de en kısa yoldan hazırlarsınız.”

Herhalde bunun için olacak, gerek Mesut Cemil, gerekse Nevzat Atlığ koro konserlerinde giriş taksimlerini birçok kere Cüneyd Kosal’a vermişlerdir. Burada şunu da belirtmem gerekir: taksimi kısa tutmak icracının nağme imal edemediği anlamına gelmez. Oysa Cüneyd Kosal nağmekârdır. Çünkü bestekârdır. Nişâbur makamında bir mevlevî ayini, üç saz eseri, ferahnâk-aşiran makamında bir peşrev, murabba beste, ağır semâi, yürük semai dışında  şarkılar, bir durak, ilahiler, köçekçeler bestelemiş. Toplam seksen dört parça eseri var…

Şimdi onun biyografisine bir göz atalım. Cüneyd Kosal 3 Kasım 1931’de İstanbul’da doğdu, orta öğrenimini birkaç okulda tamamladı, sırasıyla Bolu, İstanbul, sonra da Zonguldak. İstanbul Tıp Fakültesine girdi, musıki çalışmaları ile fakülteyi bir arada yürütemeyeceğini anlayınca, üniversite öğrenimini yarım bırakıp kendini tamamıyla musıkiye verdi. Çoğumuzun kanunî olarak tanıdığı Cüneyd Kosal  musıkiye hanende olarak başlamıştı (galiba Üniversite Korosundayken, solo olarak okuduğu, Rifat Bey’in “Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor” diye başlayan hicaz şarkısının kaydını banttan dinletmişti bana. Çok temiz bir şekilde okuyordu). Önce İstanbul Üniversitesi Korosunda, daha sonra Üsküdar  Musıki Cemiyeti konserlerinde hanende olarak yer aldı. Lise son sınıftayken kendi kendine kanuna  başlamıştı. Emin Ongan’ın teşvikiyle kanuna yöneldi. 1952’de İstanbul radyosunun programlarına çıkmaya başladı. O yıllarda İstanbul radyosunda  düzenli olarak programlar yayımlayan topluluklar vardı: Cüneyd Kosal bu topluluklardan “Hafız Ahmet Mükerrem Akıncı Oğulları ve Talebeleri Topluluğu” ile Avni Atun fasıl heyetinde hanende olarak okuyordu. Radyoda, Nevzat Atlığ yönetimindeki Küçük Koro ile yine onun yönettiği fasıllarda da hem okudu, hem çaldı.

1954’te sınavla radyoya girdi. Mesut Cemil’in yönettiği “Klasik Koro”ya alındı hemen. Klasik Koro’ya girdiği zaman daha yirmi iki yaşındaydı 1954’ten 1963’e kadar, dokuz yıl bu koroda  kanun çaldı. Koroda o yıllarda Vecihe Daryal’ın yanında ikinci kanunîydi. Sonra tek kanunî olarak çalmaya devam etti.

Cüneyd Kosal’ın musıki hayatının büyük bir bölümü İstanbul radyosunda geçti. Radyoda memur olarak da görev aldı. Radyo  plaklarından seçmelerle radyo programları hazırladı. Radyodan ayrıldıktan sonra, 1990’larda özel bir anlaşmayla, Muzaffer Birtan, Necmi Pişkin, Abdullah Özmen ile birlikte radyo bant arşivini düzenlemeye başladı. Bu dört radyocu birkaç yıl radyo bantları üzerinde çalıştı, bu süre içinde, dile kolay, altı bin bant dinlediler. Bunlar arasında bozulmamış, saklanması gereken, arşiv değeri, tarihî değer, musıki değeri  taşıyan kayıtları ayırıp geleceğe kalmasını sağladılar. Radyoya önemli bir hizmetti bu.

Cüneyd Kosal pek çok soliste eşlik etti. Fakat bunlardan birini hepsinden ayrı tutmak lazım: Hollanda kayıtları, KRO adlı Hollanda radyosu için seslendirilen eserler. Hollandalı müzikolog Wouter Swets  1981’de Bekir Sıtkı Sezgin ile Serap Mutlu Akbulut’a  bir eser listesi göndermişti. Liste,  bugüne kadar ya çok az okunmuş ya da hiç okunmamış, hattâ bazıları kimsenin varlığından haberdar bile olmadığı pek nadide eserlerden meydana geliyordu. Listedeki kimi eserlerin makamları da bestekârlarca çok az kullanılmış olan, adlarına  ancak nazariyat kitaplarında rastlanabilecek makamlardı. İşte bu eserlerin icrasında Bekir Sıtkı Sezgin ile Serap Mutlu Akbulut’a eşlik eden sazendelerden biri de Cüneyd Kosal’dı.

Klasik Türk Sazları Beşlisi… Cüneyd Kosal 1975’te kemençeci  Nihat Doğu, neyzen Doğan Ergin,  tanburî Abdi Coşkun, vurmalı sazlarda da Vahit Anadolu ile birlikte Klasik Türk Sazları Beşlisi’ni kurdu. Çok iyi anlaşıyorlardı. Temelleri İstanbul radyosunda atılan, ilk çalışmalarını radyoda, daha sonra  da TV’de sunan bu beşli, yurt içinde, yurt  dışında pek çok konser verdi. 1975 – 1984 arasında, dokuz yıl boyunca birlikte çalışan beşlinin verdiği konserlerin en dikkate değer özelliği, şimdiye dek hiç el atılmadık saz eserlerini, çok eski peşrevleri, semaileri tanıtmalarıdır. Bu el değmemiş eserlerin notalarını Cüneyd Kosal temin ediyordu. Ne yazık ki, bu beşlinin seslendirdiği bu nadide eserler pek az kimsenin dikkatini çekti.

Cüneyd Kosal 1950’lerde seçkin musıki meclislerine katıldı. Mesela İbnülemin Mahmut Kemal’in evindeki meclislerde kanun çaldı. Cahit Gözkan’ın evindeki musıki meşklerine de katıldı. Katıldığı meşkler arasında, Ahmet Mükerrem Akıncı’nın (1884-1940) oğlu kemanî Yekta  Akıncı’nın (1905-1980) 1950’li yıllardaki ev toplantıları çok dikkate değer. Yekta Akıncı’nın (keman, ud çalardı) iki kardeşi vardı, onlar o kadar tanınmaz, Bekir Akıncı ud, Muhittin Akıncı kanun çalardı. Babaları Ahmet Mükerrem Akıncı ile oğul Yekta Akıncı kanuni Mehmed Bey’den (Yekta Akıncı’nın belirttiğine göre, ölüm yılı 1931’dir) meşk etmişlerdi. Mehmed Bey, kanunî Ethem Efendi ile Latif Ağa’dan musıki dersleri almıştı. Enderun’da saray fasıl heyetini yönetmişti. Daha sonra çalışmalarını Muzik-i Hümayun’da da sürdürmüştü. Elindeki notalar eski eserlerin sarayda icra edilen şekliyle yazılmıştı. Akıncı ailesinin evindeki meşklerde üzerinde çalışılan eserler bu notalara göre çalınıp söyleniyordu. Cüneyd Kosal işte böyle bir ortamda  pek çok musıki eserinin asıl şekillerini tanıdı.  Öyle sanıyorum ki, nota toplama, nota yazma merakının uyanmasında yahut kamçılanmasında  Akıncı ailesinin önemli bir payı vardı.

Musıki camiasında nota koleksiyoncuları arasında  Cüneyd Kosal ön plandadır. Daha üniversite öğrencisiyken, Üniversite Korosu ile Üsküdar Musıki Cemiyetine devam ederken nota toplamaya başlamıştı. Belediye Konservatuvarı kütüphanesinde ne varsa almıştı. Fotokopi makinesi olmadığı için nota yaprakları o yıllarda teksir edilirdi. Cüneyd Kosal teksirle çoğaltılamamış nota yapraklarını kendi el yazısıyla kopya edermiş.

Radyoda görevli olduğu yıllarda Tasnif Heyetinden çıkan notaları, ayrıca Hamit Hüsnü Kayacan, Ali Rifat Bey, Vecihe Daryal  koleksiyonlarını görmüştü. Nota koleksiyoncuları arasında Vecihe Daryal’ın adı pek geçmez. Ama Daryal gençlik yıllarında hocalarından birçok nadide eser meşk etmişti. Cüneyd Kosal bunları da koleksiyonuna katmıştı. Cüneyd bey nota  koleksiyonlarının en genişi olan, binlerce eserin yer aldığı Muallim İsmail Hakkı Bey notaları üzerinde de çalışmıştı. Oradan binlerce eserin notasını koleksiyonuna kattı. Koleksiyonlardaki bazı eserlerin yazımı okunaksızdır, Cüneyd Kosal bunların temiz kopyalarını çıkarır, altına da “şuradan kopya ettim” diye imzasını atardı. Bugün Net’te eskiden hiç bulunmayan kimi eserlerin notalarını bulabiliyorsunuz, bunların altında hep onun imzasını görüyoruz. Cüneyd  bey eski yazı okuyamıyormuş, sırf bu iş için eski yazı öğrendiğini anlatmıştı bana.

Herkes bilir, koleksiyoncular kıskançtır, ellerindekini kolay kolay vermezler. İsterler ki, ellerinde bulunan nota yahut icra kaydı, yahut kitap başkalarının iştahını kabartsın, kendi vitrinlerini süslesin. Kısacası, başkalarına eziyet etsin…

Cüneyd Kosal böyle biri değildi. İsteyene, ihtiyacı olana aradığı notayı vermemeyi çok yanlış bulurdu; vermemeyi kendine yediremezdi. Bu yüzden, her isteyene vermiştir istediğini. Fakat kapınızı bu şekilde herkese açınca bunun sonu gelmezdi. Cüneyd Kosal sırf bunun için bir fotokopi makinesi satın almıştı. Kendisinden bir eserin notası istendiği zaman notayı  bulur, fotokopisini çeker, derhal verirdi. Bir gün evine gittiğim zaman çalışma masasının hemen yanında bir fotokopi makinesi olduğunu görmüştüm. Cüneyd Bey  yaşı ilerleyip musıki icracılığından çekildikten sonra da pek çok kimse yıllarca onun kapısını aşındırmıştır. Bu koleksiyonda, 150.000 parça eserin notası bulunduğu söyleniyor; bu musıkideki eserlerin sayısı bu kadar yüksek değildir, ama aynı eserlerin ayrı ayrı yazımlarıyla miktar bu kadar yükselebilir tabiî. Göz kamaştırıcı bir yekûn… Daha zengin bir kişisel koleksiyon var mıdır acaba?

Cüneyd Kosal çok geniş bir birikimi olan bir musıkişinastı dedim. Ne var ki, şunu düşünmekten de kendimi alamıyorum: o, yaptığından çok daha fazlasını yapabilirdi. Koleksiyonu şimdiye kadar toplanmış koleksiyonlardan çok daha zengin. Hangi eski koleksiyonun onunkinden daha zengin olduğunu ileri sürebilirsiniz? Bu kadar çok nota görmüş, yazmış bir musıkişinas müzikoloji alanına el atabilirdi. Gördüğü notalardan birtakım sonuçlar çıkarması beklenirdi. Çıkarmıştır herhalde. Ama biz bilmiyoruz. Aynı eserin beş, altı, hattâ daha çok sayıdaki yazımlarını gören bir kimse Osmanlı musıkisinin radyoda sabitleştirilen notaların ak kâğıt üzerinde durduğu gibi durmadığını  gözleriyle görür. O da mutlaka görmüş, çok şey öğrenmiştir bu notalardan. Bu yüzden, Cüneyd Kosal’ın görünmeyen yanı göründüğünden daha büyüktür diyorum. Ama nedense o dalgalı sularda yüzmek istemedi… Bu işi genç kuşaklara bıraktı belki de…

Cüneyd Kosal musıkinin icrasıyla hiç uğraşmamış olsaydı bile, sadece nota koleksiyonuyla da ismi daima anılacak bir musıkişinas olurdu. Bugünün gençleri onun koleksiyonunun değerini kendi kuşağının musıkişinaslarından daha iyi biliyorlar. Son on beş yılda yeni bir eser  seslendirmek isteyen genç musıkişinasların hep ona başvurduklarını biliyorum. Ama bundan sonra, bir musıki parçasının notasını bulamayıp da arayanlar, bundan sonra Diyanet Vakfı İslam Araştırmalar Merkezine (İSAM’a ) başvuracaklar. Bazı koleksiyoncuların ömür boyunca topladıkları, onların ölümünden sonra ya dağılır ya da bilinmez ellere geçer. I

2010 Avrupa Kültürü Başkenti Ajansı bu büyük koleksiyonu satın alıp İSAM’a kazandırmakla örnek bir davranış ortaya koydu. Cüneyd beyin nice yıllar verdiği emeğin bir mahsulü olan koleksiyonun bilinmez ellere geçmesine meydan vermeyen bu ajansın ilgililerine teşekkür  etmek gerek.