Adı sosyal, kendisi her hâliyle asosyal medya aracılığıyla Cüneyt Cebenoyan’ı takip edenler, onun PKK ile ilgili eleştirilerini okumakta gecikmiyorlardı. Öyle ki müzik ama daha çok sinema odaklı yazılarıyla kendisini kabul ettiren Cebenoyan, onlar için sadece PKK iğneleyicisi ve çuvaldızlayıcısıydı.

Elbette kazın ayağı öyle değildi. Cebenoyan’ın iğne ve çuvaldız odağında sadece PKK yoktu ama genelde sosyal medyayı, özelde de Cebenoyan’ı yakın takibe alanlar zevahiri kurtarma geleneğinin izini, mecra ayırmadan takip ettikleri için gördüklerini umursuyor, arka plan arkeolojisini hesaba katmıyorlardı.

Enternasyonal perspektifin kıymetine inanan Cebenoyan, PKK odaklı iğne ve çuvaldızlarını ulusalcı söylemin zaafına düşmeden saplıyordu. Bu teşebbüs, Türkiye için; samimi, hakiki ve hakkaniyetli birkaç isim dışta bırakılacak olursa Cebenoyan kalemini eline almadan önce “müşkül zanaat”tı, lükstü, Cebenoyan’ın yazılarını çoğalttığı dönemde böyle olmaya ve kalmaya devam etti; ediyor ve edecek de. Zira Türkiye’nin görece mentalite kaygısı güden okumuş yazmışı, enternasyonal perspektiften ve ulusalcılıktan önce yerliliği konumlandırma sorunu yaşamaktan azade olamamıştır.

Sözünü ettiğim topluluğun nazarında yerlilik yerellikle sıklıkla karıştırılmış, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ruhunu şenlendirerek ilerleyeyim; yerelliğin laubaliliğinin anaforunda savrulan okumuş yazmış, yerlilikle içli dışlı olmadan ulusala, ardından enternasyonal perspektife kucak açmıştır. Tabii kucak açtığı perspektifin enternasyonal değil de evrensel olduğunda ısrar etmesi, onu,  baştan kokan balığın başrolü üstlendiği bir sofra hazırlamaya yönlendirmiştir.

Cebenoyan görünüşte yukarıda sıraladığım mevzuları dert edinen bir isim değildi ama adı üstünde: Görünüşte.

Vakti nakit bilerek sinema ve müzik odaklı yazılarına, gözlerindeki çapaklardan kurtulmayı unutmayarak dönecek olanlar, Cebenoyan’ın müziği ve sinemayı, yukarıda sıraladığım mevzuları dert edinmek için araç olarak kullandığını da görmekte gecikmeyeceklerdir.

Müzik ve sinema araç olarak kullanıldığı için söz gelimi ele alınan bir müzik albümü veya sinema filmi sadece formalist bir söylemle değil, içerik, Cebenoyan’ın Seks İsyanları üst başlığıyla yayımlanan putkırıcı kitabı yayıma hazırladığı cümlelerinde vurguladığı gibi kirli alt akıntılar hesaba katılarak tanıtılmıştır.

Cebenoyan dinleyici veya izleyiciyi kendisiyle birlikte sormaya, sorgulamaya, hesaplaşmaya davet eden, onun bağnazlığın ve tahakkümün her türlüsünden olabildiğince uzakta durması için uğraş veren bir anlayışın izini sürdüğü için bu yöndeki yazılarına sabitlenenler klişeyi baş tacı eden bir kalemle karşılaşmamışlardır.

Cebenoyan’ın  da kadrosunda yer aldığı, artık yayın hayatını sürdürmeyen Roll dergisinde yayımlanan yazıların geneli de zaten sıraladığım özellikleri bünyesinde barındırıyordu.

Cebenoyan ve çevresindekiler eleştirinin analize dümen kırdığı noktada yer aldıkları için stereotipik ifadeler yazılarını esaret altına almamıştır.

Cebenoyan sadece sinema filmlerinden, oyunculardan ya da yönetmenlerden değil, aynı zamanda festival izlenimlerinden söz ederken de nalını da mıhını da esirgemeyen bir dille okurlarına seslenmiştir. Bu dil Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ve şürekâsının Batı’yı göklere çıkaran diliyle akrabalık tesis etmemesini öncelikle sözünü ettiğim söylemine  borçludur.

Nepotizmin yörüngesinde ilerlemeyerek sinema ve müzikteki sorunlara, sosyal medyada PKK terörü üzerinden politik ortama  yüklenen Cebenoyan’ı bu özellikleriyle sağlığında ötekileştirenleri sosyal olsun, olmasın medyanın her oltanın sazanları olarak konumlandırmak gerekir.

Cebenoyan’ı sağlığında olduğu gibi sonsuz yolculuğuna çıkarken de yalnız bırakmayanlarsa, karşılaştıkları her oltaya tav olmayan, sadece oltayla da değil, oltanın sahibiyle de cedelleşme kudretine sahip lüferlerle özdeşleştirilmeli, lüferlerin çoğalamadığı bir ortamın bulanıklıktan yakasını kurtaramayacağı unutulmamalıdır.

*Özlem Güzelküçük Çam’a, kavram konumlandırma bağlamında katkısından dolayı teşekkür ediyorum.