Suluboya, Nalan Yırtmaç

Bir yığın şarkı var, ben seviyorum sahibi sevmiyor. Misal, Korku, Yaşar Kurt sevmiyor, büyük haksızlık. Cem Karaca Namus Belası’na sayıp döktüğünde de kalbim kırılmıştı. Ayrıca Aerosmith Walk This Way’e, Bob Geldof da We are the World’e düşman. Ben seviyorum ama bu şarkıları. (Axl Rose da Sweet Child O’ Mine’ı sevmiyormuş, o haklı 🙂 )

Dinleyici sahibiyle aynı fikirde olmak zorunda olabilir mi?

Hatta bence eser sahibiyle insanlara açılmış yahut malolmuş eser arasında çok daha seviyeli bir ilişki bulunması lazım.

Keza hak sahipliği de sorgulanmalı. Adam helada 3 dakikada bir şarkı yazıyor, öldükten 70 sene sonrasına kadar yedi sülalesi milyonlar kazanıyor. Saçma değil mi? Hadi saçmalığı kıskançlığımdan olsun da bu durum ön tıkayıcı değil mi? 3 dakikada yazılmış şarkıyı küçümsediğim için söylemiyorum. Tam tersine büyüksediğim için söylüyorum. Yazılma süresi önemli değil. Düşünsenize o şarkıyı kimse gönlünce çalamıyor kopyalayamıyor paylaşamıyor değiştiremiyor çünkü sahibi var. Hatta sahibi yok, ölmüş. Ama sahibinin eser üzerindeki hakları tıpkı arabası gibi oğluna kalıyor. Çünkü eser dediğin şey de mal neticede.

Sanırım bu hayatta miras kadar karşı devrimci çok az şey vardır.

İşin bir başka sinir bozucu boyutu da şarkının kullanım hakları. Şarkıyı ben kullanamıyorum. Çünkü sahibi değilim. Sahibi ama istediğini yapabiliyor. Niye?

Şöyle anlatayım. Ben şarkıya bayılmışım: “Hindistan, yavaştan kendini sevdirir…” Sürekli dinliyorum. Tutun ki o şarkıyla aşık olmuşum, kavga etmişim, ağlamışım, yün örmüşüm, börek açmışım. Sonra bir gün TV’yi açıyorum, Mazhar Alanson havalimanında donla yürüyor ve “Shop and Miles yavaştan kendini sevdirir…” diye şarkıyı iğdiş etmiş söylüyor.

Olmaz. Haksızlık bu. Benim hayal kırıklığımı kim tamir edecek? Bence adil bir dünyada bu hareket tazminat vesilesidir. Alanson “Mal benim dilediğimi yaparım” diyebilir tabii ki. Ağzı var, konuşur. Ama eser bittiği noktada ondan çıkar. Hepimize malolur. Esere hakareti sahibi de yapsa hakaret suçtur. Çocuk benim çocuğum ağzını burnunu kırarım diyebiliyor musunuz?

Yahut “Cet air qui m’obsède jour et nuit” diye giren, Padam padam padam diye devam eden o müthiş Edith Piaf şarkısı. Bir gün TV’yi açıyorsunuz zavallı tavuklar dans ediyor: Karam Karam Karam, Karam yağların iyisidir. (Hoş bunda eser sahiplerinin haberi yoktur tabii ayrı.)

Bakın bu “Esere kötü muamele”dir. Muhakkak suç olması gerekir. Nasıl tespit edilir, regülasyonu ne olur bilmiyorum. Ama bildiğim eser çocuk gibidir. İstismar edemez, etinden sütünden faydalanamazsınız. Çıktıktan sonra kamu malıdır. Eser sahibi ona iyi bakmakla yükümlüdür. Sahipliği doğumla birlikte dönüşür. Öyle “ben bunu böyle sevdim” diye iğrenç yorumlar katamaz paçoz remixlere vesile edemez, bankalara margarinlere peşkeş çekemezsiniz.

Bütün bunlar nasıl olur bilmiyorum. Kolay değil tabii. Ama şunu biliyorum. Misal medeni memleketler şehirlerini koruyorlar. Ev benim diye oturup da kafanıza göre duvarına ışıldak damına şelale konduramıyorsunuz, dükkan benim diye dilediğiniz tabelayı çakamıyorsunuz, hesap aynı hesap. Şarkılar da bu şekil korunabilir. Bir gün korunacaktır hatta.

Her türlü kötü muameleyi ayıklamanın bir yolu vardır. Dünya hazır değil ama o yol bulunacaktır 🙂