Film müzikleri günümüzde sinemanın olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Özellikle popüler sinemada, müzik kullanımı en az hikayenin kendisi kadar önemlidir. Dolayısıyla, hikayenin, karakterlerin duygu geçişliğini daha derinden sağlayabilmek için film müzikleri titizlikle hazırlanır. Bu doğrultuda, bir filmin oluşum aşamasında en az hikaye kadar filmin müziklerinin de kimin yapacağı da çok önemlidir.. Sinema tarihinde Ennio Morricone’den, Nina Rota’ya, Eleni Karaindrou’dan, Hans Zimmer’den, Danny Elfman’a varana dek bir çok unutulmaz besteciye rastlarız. Bu isimlere ek olarak yapacağımız ise yaşayan efsane John Williams’tır.

John Williams, Steven Spielberg, George Lucas gibi sinemacılarla çalışmış onların Star Wars, Jaws, İndiana Jones gibi unutulmaz yapıtlarına eşsiz besteleriyle katkıda bulunmuş bir isim. Bununla beraber kendisi, 50 kez Oscar’a aday gösterilmiş 5 kez de bu büyük ödülün sahibi olmuştur. 21 kez de Grammy ödüllerinin kazanmayı başarmıştır.

Aileden müzisyen

1932 yılında, müzisyen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen John Williams, küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe olmuştur. Babasının caz davulcusu olması sebebiyle müzikle iç içe bir evinde içinde büyüyen Williams; ufak yaşlardan itibaren de piyano, trompet gibi enstrümanları çalmaya başlamıştır. Daha okumayı sökmeden, notaları okuduğu da rivayet edilmektedir. 1948 yılında UCLA’ya kayıt olmasıyla beraber, film müziklerine, stüdyo ortamına ve Hollywood’la ilk temas süreci de başlamış olur. 1960’lı yıllarda bir yandan barlarda caz piyanistliği yapar diğer yandan da Lost in Space gibi televizyon programları için müzikler bestelemeye başlar. Televizyon için yaptığı bu girişimler John Williams’ın Hollywood’a ilk adımı olarak da değerlendirilebilir. Bu sürecin bir diğer önemli aşaması ise;  dönemin bir başka efsanesi Henry Mancini’yle tanışması olur. Mancini’den film müzisyenliğinin püf noktalarını öğrenir, işin işleyişini en doğru kaynaktan deneyimlemiş olur.

Speilberg’le tanışma ve Jaws

1970’li yıllara geldiğimizde sinema tarihini değiştirecek bir buluşma gerçekleştir. John Williams, o dönem henüz adı duyulmamış Steven Spielberg isimli genç bir yönetmenle tanışır. Spielberg, kendisine Jaws isimli bir projeden bahseder. Filmin konusu kısaca şudur: katil bir köpekbalığı kasaba halkına huzur vermemektedir. Bu gerilimi atmosferi iyi bir şekilde aktarabilecek müzisyene ihtiyaç vardır. John Williams bu işe en uygun isimdir. Onun müzikal yeteneği, filmi daha başka bir yere taşıyabilir işin özeti.

Speilberg’in gerilimi ve tansiyonu bir an olsun düşürmeyen anlatısı, Williams’ın bugün için artık klasik haline gelen Jaws melodisiyle birleşince ortaya kült bir eser çıkmıştır. 1974 yılında vizyona giren film, gişede büyük bir başarı elde eder. Bu çalışma aynı zamanda Spielberg ve John Williams’ın uzun soluklu olacak dostluklarının da başlangıcı olur. İkili, Jaws’tan sonra, İndiana Jones, E.T, Er Ryan’ı Kurtarmak ve Jurrasic Park, Er Ryan’ı Kurtmak gibi filmlerde de beraber çalışma şansına erişeceklerdir. Yıllar içerisinde Williams ve Spielberg’in dostlukları çok daha derinleşir, pekişir. İkili bugüne değin 20’nin üzerinde projede birlikte yer alır. Spielberg ve Willams’ın dostluklarıyla ilgili en  ilginç ayrıntı ise şudur;  Spielberg 1993 yılında çektiği Schindler’in Listesi filmi için yine John Williams’ın kapısını çalar. Filmi izleyen John Williams, filmden çok etkilenir. Spielberg’e daha iyi bir besteci bulmasını bu filmin onu aşacağını söyler, Spielberg’in şaka yollu söylediği cevap ise oldukça manidardır “Evet, biliyorum ama diğer tüm iyi müzisyenler öldü”.

Güç seninle olsun!

Williams’ın Spielberg haricinde sıkı dostluğunu sürdürdüğü bir başka isim daha vardır. Takvimler 1977 yılını gösterdiğinde ise sinema tarihi bir başka tarihi buluşmaya tanık olur. Spielberg’in yakın arkadaşlarından George Lucas, Star Wars isimli o tarihe kadar pek alışık olmayan bir projeyi hayata geçirmek istemektedir. Filmde ışın kılıçları, dev uzay gemileri, derin derin nefes alan siyah pelerinli siyah maskeli karakterler vardır. George Lucas, yazmış olduğu uzay operasına uygun, büyük orkestrayla bestelenmiş epik müzikler aramaktadır. John Williams, bu iş için biçilmiş bir kaftandır. John Williams filme bayılır, filmin müziklerini yapmaya karar  verir.

Star Wars A New Hope, uzay boşluğunda yukarında aşağıya doğru akan bir takım sarı fontlu kelimelerle başlar fonda da artık bir klasik haline gelmiş Star Wars marşı çalar. Sonra kamera aşağıya doğru iner dev bir uzay gemisi, kendisinden bir hayli ufak bir uzay gemisini lazer silahıyla kovalamaktadır. Popüler sinema tarihinin akıllarda en çok yer etmiş sahnelerinden biridir bu; Lucas’ın titizlikle çektiği bu sahne, Williams’ın güçlü melodileriyle epik bir şölene dönüşmüştür. Filmin içerisinde yer alan bir başka efsane tema müziği ise, eski Jedi ustası Obi Wan Kenobi’nin perde ilk kez göründüğü sahnede çalar. Bu temanın adı Force Theme’dir ve bundan sonraki tüm Star Wars filmlerinde Jedi’ları imleyen bir melodiye dönüşür. Williams bu melodiyi mistik, duygusal ve etkileyici bir harmoniyle besteler. Star Wars‘un ilk filmi olan Star Wars A New Hope sonrası yaşananlar hepimizin malumu; film dünya çapında bir fenomene dönüşür. Bu filmden sonra tam 5  devam filmi gelir. John Williams’ın Lucas’tan görevi devralan J.J. Abrahms’ın yeni Star Wars serisine de müziklerine katkıda bulunduğunu hatırlatalım.

Williams, filmi ilk bestelerken kısa sürede bir seriye dönüşeceğini tahmin etmemektedir. Filmin başarısı onun için de sürprizdir. 1980 yılında Star Wars serisinin ikinci filmi Empire Strikes Back vizyona girer. İlk filmin başarısının ardından devam filminin nasıl olacağı büyük soru işareti olur. Lakin Lucas, Williams ve ekibin diğer elemanları olağanüstü bir iş çıkarırlar. Film sinema tarihinin en büyük aile sırlarından birini ifşa eder, Williams da bu sırra müzikleriyle katkı sağlar. Filmin en unutulmaz detaylarından biri hiç kuşku yok ki, Williams’ın film için bestelediği The Imperial March’dır. Bu melodiyi ilk olarak film başlarında uzay boşluğunda Asiler’in peşine düşmüş Darth Vader ve dev İmparatorluk filosunun gözüktüğü sahnede duyarız. Karanlık, tedirgin edici ve kusursuz bir şekilde orkestrasyonla düzenlenmiş Imperial March, kısa zamanda sinema tarihinin en ikonik melodilerinden biri haline gelecektir.

George Lucas, Star Wars’ı bestelerken şu metodu tercih ettiğinden bahseder; her bir karakter için ayrı bir melodi ve tema bestelemek. Bu tercih de filmin epikliği arttırmaktadır bir anlamda. Luke perdede belirdiğinde onu motifleyen Force Theme çalar mesela ya da Darth Vader, ürkütücü nefes sesiyle, siyah peleriniyle elinde kırmızı ışın kılıcıyla ortalara çıktığında Imperial March’ı duyarız. Dolayısıyla seri boyunca her karakter kendi melodisiyle sahnede belirir. Duygusal, karanlık, eğlenceli ama oldukça güçlü melodiler geçidine şahit oluruz 6 filmde de. George Lucas’ın inceliklerle tasarlanmış evrenine John Williams büyüleyici dokunuşlarda bulunmuştur. Ortaya harika bir grup çalışması çıkmıştır özet olarak.

Bununla beraber kendisinin Star Wars’la ilgili en ilginç detayı ise  bugüne kadar hiç baştan sona Star Wars izlememiş olması. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Star Wars filmlerini izlemedim, ve bu kesinlikle doğru. Bir filmin müziğini yaparken onunla yaşarım, düzenleriz, kaydederiz, sonra stüdyodan çıkar giderim. İçimde sinemaya gidip onu tekrar görmek gibi bir itici güç uyanmaz. Yaptığım kayıtları da çok çok nadir dinlerim. Bazı insanlar bunu oldukça tuhaf bulabilirler.”

John Williams, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük film müziği bestecileri arasında yer alıyor. Spielberg, bir röportajında kendisinin önemini şöyle vurgulamıştı: “John Williams olmasıydı, göklerde süzülen uzay gemilerine ışın kılıçlarına, Süperman’e Harry Potter’a, modern dünya üzerinde gezinen dinazorlara, elinde kamçısıyla kahramanlık yapan İndiana Jones’a, Darth Vader”a inanmayacak, onların varlıklarını hayal edemeyecek belki de bu kadar yakın bağ kuramayacaktır.” 

John Williams, bugün 87 yaşında; kendisi halen aktif olarak müzik üretmekte. Yeni çekilen Star Wars serisinin müzikleri yine kendisine emanet örneğin. 1960’lı yıllarda başlayan kariyeri bugüne kadar hiç sekteye uğramadan, gerilemeden başarıyla devam etti. Bir elinde küçük bir defter diğer yanda başına oturduğu piyanosuyla sinema tarihinin en unutulmaz eserlerine imzasını attı. Bunu da eski usul, matematiği iyi hazırlanmış besteler ve kusursuz bir şekilde yönetilen büyük orkestralarla gerçekleştirdi. Filmlerdeki duygu geçişliğini müziğiyle seyirciye daha net geçmesini sağladı bir nevi.

Üstelik kendisi elde ettiği tüm bu başarıları tevazuuyla karşılamış biri. Ödül törenlerinde vs. gibi ortamlarda kendisine gösterilen saygı ve sevgiye aynı utangaç gülüşle karşılaması bu durumun kanıtı gibidir aynı zamanda.

Daha da önemlisi bugüne kadar perdede izleme şansını elde ettiğimiz nice epik maceraya bir fiil içindeymiş hissini yarattı. İster uzayın derinliklerinde geçen bir macera filmi olsun, isterse antik bir hazinenin peşine düşelim, elimizdeki sihirli asayla dünyayı değiştirelim ya da peşimizden devasa dinazorlar koşsun, tüm bu hikayeleri kılacak gerçekçi bir atmosfer ihtiyacımız vardır. Yönetmenler, senaristler kadar John Williams da besteleriyle, melodileriyle yıllardır bize bu atmosferleri gerçek kıldı. Bizleri bambaşka bir dünyanın içerisine davet etti.. Hayal gücümüzü geliştirdi, başka duygulara ve hislere kapı araladı.  John Williams iyi ki var, iyi ki bu müzikleri bestelemiş. Güç her zaman onunla olsun!