Ressamlığı ve gazeteciliği karşısında şapka çıkarılan Fikret Otyam, aynı zamanda titiz bir derlemecidir ancak bu özelliği sözü edilen iki uğraşının gölgesinde kalmıştır. Gölgede kalmasında, Otyam’ın biyografisinin ayrıntılarıyla ele alınamamasının katkısı büyüktür.

Otyam’ın biyografisi, o meşhur deyimden hareketle ifade edilecek olursa büyük değil de küçük resmin görülmesi adına okunduğunda, ressamlık ve gazeteciliğinin derlemeciliğini katalize ettiği berrak bir şekilde görülebilecektir.

Otyam’ın resim ve gazetecilik için adım atmaya başladığı yıllarda D Grubu ve Mavi Anadolu hareketleri etkindir ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun rahle-i tedrisinden geçen Otyam; doğal olarak Mavi Anadolu hareketiyle bağ kurmuştur. Zira sadece Bedri Rahmi değil, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat gibi kalemler, Otyam’ın teşrik-i mesai içinde olduğu isimler arasında yerlerini almışlardır.

Helenizmi yirminci yüzyılın ortasında canlandırmayı amaçlayan ve Otyam’ın gazeteciliğe bakışını zenginleştiren Mavi Anadolu hareketi, sadece bu alanda birikmesini sağlamamış, aynı zamanda derlemecilik yolunda da ilerlemesini sağlamıştır.

Otyam’ın derlemeciliğiyle, onu röportaj bağlamında etkileyen Yaşar Kemal’in sözlü kültürle ilişkisini ortak paydada buluşturmak mümkündür. Zira Yaşar Kemal de toprağın kokusunun yoğun bir şekilde hissedildiği roman ve hikâyelerinin yanında, okurda, röportajdan çok, hikâye okuduğu izlenimini uyandıran metinlerinde de titiz bir derlemeci gibi davranmayı ihmal etmemiştir.

Türküleri dizelerinde baş tacı eden Bedri Rahmi’nin yanında pişen Otyam’ın derlemeciliğe yönelmesinde, Bela Bartok, Ahmet Adnan Saygun gibi kompozitörlerin çalışmaları da etkilidir. Bilindiği gibi Bartok ile Saygun’un çalışmaları sadece Klasik Batı Müziği’ni Türkü formundaki eserlerle harmanlayan kompozitörleri değil, Otyam gibi, folklor malzemeleriyle hallihamur olmak isteyen gazetecilerin bakış açılarını da biçimlendirmiştir.

Otyam, böylesi, sapasağlam  sosyokültürel bir arka plana yaslandığı için derlemeciliğinde yerelliğin yapaylığı değil, yerliliğin doğallığı egemendir.

Derlediği eserler, onlara odaklananları sözlü kültürün kaynağına götürür. Bu kaynak da olabildiğince berrak oluşuyla dikkati çeker.

Otyam’ın ressamlığında sadece resim tekniği, gazeteciliğinde sadece habercilik bulunmadığı gibi, derlemeciliğinde de, folklora ve müziğe ilişkin, kendi etrafında dönmekten yorgun düşen, kuru, sığ bilgi yığını yoktur.

Bertold Brecht’in şiirlerini notaya alan kompozitörlerden Hanns Eisler’e atfedilen Sadece müzikten anlayanlar, müzikten hiçbir şey anlamazlar sözünü idrak ettiğini Otyam, derlemeciliğini; müzik ve folklor dışındaki disiplinlerle besleyerek gözler önüne sermiştir. Bu yüzden derlemeleri; işinin ehli olmayan, kırsala, sırf toprak kokusu almak ve ayaküstü yarenlik eşliğinde, Türkü formunda olduğuna bin şahidin gerektiği üç beş paçavrayı, üç beş, gün görmüş, devran sürmüşten toplamak için açılan, kendisini akıl küpü sanan aklıevvelleri, oryantalist refleksi geçer akçe olarak addetmiş, ayaklarını bastıkları yerden bihaber, sözümona Türkü tutkunlarını gözler önüne getirmez.

Sabahat Akkiraz’ın diskografisinin kilometre taşlarından Yiğit İnsanların Türküleri’ni de renklendiren derlemeler, sadece ana dili Türkçe olanların sözlü kültür birikimini ciddiye almamıştır. Türkçe dışında, özellikle Kürtçe ezgileri derlerken de Yaşar Kemal’in Ben Türkler içindeki Kürt, Kürtler içindeki Türk’üm cümlesi Otyam’ın yanı başındadır.

Yaşar Kemal’in alıntılanan sözünü ilke edindiğini belgeleyen Otyam’ın, bu tavrıyla Mavi Anadolu hareketinden uzaklaştığı iddia edilemez. Zira zevahir kurtarılmadan kavrandığında görülebileceği üzere Mavi Anadolu hareketi, özellikle Azra Erhat özelinde, sadece Türk-Yunan kültür birlikteliğini sağlamayı değil, Türkiye topraklarındaki diğer milletlerin kültürel birikimlerini de ötekileştirmemeyi amaçlamıştır.

Kırsalı oryantalizmin kodlarıyla çözmeyen resimlerin ressamı Fikret Otyam’ın derlemeciliği, görüldüğü üzere, işin içinden gelmese de, hariçten gazel okumayan, amatör ruhunu yitirmeyen bir profesyoneli, ilgililerine, meraklılarına tanıtmıştır.

Bu amatör ruhlu profesyonel; Can Yücel’in Sevgi Duvarı şiirinde söz ettiği salonlar, piyasalar ve sanat sevicilerinden azade bir yaşantının izini sürerek bu dünyadan göçmüştür ama onu, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen gayretli hatırladığı için; sanat sevicileri, parselledikleri salonlarında ve piyasalarında; hem onun, hem de alt dallarıyla kültür, sanat ve edebiyatın parsasını toplamaya iştahlarını kabartarak devam etmektedirler.