Hazır memleketimin rockerları Dr. Skull konseriyle gençliklerine geri dönmüşken; rembetikosu laikasıyla, yoğurdu baklavasıyla, göçüyle ağıdıyla kendimiz kadar iyi tanıdığımız, unutturulduğumuz, unuttuğumuz ama daha da fazla tanımaya can attığımız Ege’nin ve Meriç’in karşı kıyısıyla alakalı bu yazı. Konu müziğin diğer dalları olunca çok güzel bir tabirleri var: ‘’İstanbul gibi baharatlı, Ege gibi tuzlu’’. Bu sefer konu rakı sofrasında hangi mezeyi yediğimiz değil. Bu sefer gecenin sonunda kimin boynunun headbangle kırıldığı, kimin pogo sırasında çaktırmadan dayak yediği. Konumuz Yunanistan’ın Trypes’in yaman delikanlılarına, Sidiropoulos’a, Asimos’a, Panousis’e; ismini saymakla bitiremeyeceğimiz rock müzisyenlerine, metal gruplarına şahitlik etmiş sallan yuvarlan sahnesi.

Bu yazının büyükannesi 70’lerin sonunda bizim memleketi psychedelic rock, denizin diğer kıyısını heavy metalle savuran karayel. Hikayenin ortaklaştığı yerler, her zamanki gibi çok acıklı. Her on senede bir ziyarete gelen cuntasert müzik sahnesini de bir sürü umutla birlikte yeraltına indirmiş; ama sahne 80’lerin sonu, 90’ların başında Karakoncolos gibi uyanıp poetik rock ve heavy metalik ucaklamış. Özellikle 90’lar Yunanistan rock sahnesi kuvvetli söz yazımları ve kalender meşrep tavrıyla bugünün dalgasının tohumlarını atmış.

İster istemez etkilendiğimiz, kaçsak da kendini bir şekilde hatırlatan“memleket hali”, aşağıda notlarını düşeceğim Yunan kardeşlerimizin müziğini etkileyen en büyük sebep. Bu sebep Avrupa’nın en sarı sıcak rock sahnesini de bize kavuşturuyor. Kendi sınıflarının gerçekliğiyle sert bir şekilde yüzleşmeleri, bütün hayatlarını etkileyen o çok ünlü ekonomik kriz, stüdyoların ve konser mekanlarının kapanması, kapanmayanların da artık müzisyenlerin ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale gelmesi,müzisyenleri eski usül aile garajı stüdyolarına indirmiş. Köylerden, dağlardan, büyükşehirlerin küçük mahallelerinde nama hepsi kati bir kavganın ortasından gelen gençler, kendi albümlerini kendileri yapmaya, kendileri basmaya, kendileri dağıtmaya başlayınca bu akıl almaz sahne kendini, kendinden, kendisiyle tekrar yaratıyor. Hepsi bağımsız, hepsi kendi tragedyalarının kahramanı ve hepsi kendi yazdıkları sonlarını binlerce dinleyiciye sunuyor. Muhakkak sığdıramayacak olmakla birlikte, bir süredir ve bu aralar Yunanistan ve Avrupa rock sahnesini sallayan karşı kıyının on ateş pare rock grubunu sizlere yazdım. Yıkalım perdeyi, eyleyelim viran!

1000 MODS

1000 mods ilhamını Kyuss, Black Sabbath, Colour Haze gibi önemli gruplardan bir psychedelic / stoner rock grubu. İsimlerini memleketleri olan ”Chiliomodi”den (chilia:bin) alan grup son ve nihai şekline 2006 yılında kavuşur.

Kurulur kurulmaz kendi imkanlarıyla iki tane EP yayınlayan grubun farkına 2010 yılında Sleep, Om, Orange Goblin gibi grupların başarısının ardındaki isimlerden biri olan efsanevi prodüktör Billy Anderson varınca başlangıç albümü Super Van Vacation yayınlıyor ve ekip biranda 15 farklı ülkede 40 farklı konser verirken buluyor kendini. 2014’te Vultures’tan sonra, 2016’da 70’lerin ve özellikle 90’ların görkemli heavy rock bezemeleriyle üçüncü albümleri‘’Repeated Exposure To…”çapkınca ortama süzülüyor. Bu aralar Yunanistan gençliğini en çok heyecanlandıran ekiplerden biri 1000 mods. Sahnede soundundan ışığına tüm performansın ilmek ilmek örülmüş olması dinleyiciyi destansı bir yolculuğa çıkarıyor.

Buradan başlayalım:


NIGHTSTALKER

1989’da grubun vokali, aslen davulcu ve kendi başına rock’n roll anıtı olan Argy tarafından kurulan Nightstalker, o zamanların underground rock sahnesini aniden heavy / stoner ve psychedelic rock esintileriyle ele geçirir. (Yine de buraya küçük bir ‘ayrıntı bırakayım. Son on senedir hafiften sert rock yapan bütün ekiplere ‘’stoner’’ etiketini verenlere karşı Argy şunu demiş: ‘’Müzikte etiketleri kabul etmiyoruz. Her zaman ‘’rock’’ yaptığımıza inandım. 90’larda müzik basını bizi ‘’grunge’’ diye etiketledi. 3-4 senedir de ‘’stoner’’ yaptığımızı söylüyorlar. 5-6 sene sonra, eğer halen bu gezegendeysek, başka bir şey yaptığımızı söyleyecekler. Umrumda bile değil’’)

İlk EP’leri 94’te yayınlanan grup, adını 96’ yılında yayınladıkları USE albümüyle duyurmaya başlar.Grup USE albümüyle dönemin rock sahnesine kutsal bir kitabe gibi inen poetikaya kendiliğinden bir armağan sunar. 2000 yılında yayınladıkları başka bir EP olan ‘’The Ritual’’, grubun o dönem yaşadığı eleman değişikliğinden nasibini alır ve memleketin en karanlık psychedelic albümlerinden biri olmayı başarır. Amerika’nın büyük plak şirketlerinden Meteorcityile ‘’Superfreak’’i 2009 yılında yayınlayan grup dünya rock sahnesinde önemli bir yere gelir ve seneler sonra, rock müzik sahnesinin de tekrar yükselmesiyle grubun altın çağları başlar. Muhakkakki ileride rock müzik tarihinden okuyacağımız bir albüm olan 2012 çıkışlı ‘’Dead Rock Commandos’’la birlikte Yunanistan’ın büyük festivallerine kaptanlık eden Nightstalker’ın son albümü ‘’As Above, So Below’’ 2016’ta çıkar.

Buraya da Yunanistan gençliği tek bir ağızdan okurken izlemesi çok keyifli, serseri bir şarkılarını bırakayım:


VODKA JUNIORS

Vodka Juniors, 2000 yılında sahneyi hardcore punk’la sallamaya başlayan Atina kökenli bir ekip. Aynı yıl yayınlanan ilk demoları ‘’No Drinks For You’’ kıyının bizden olan yanında da haftalar içinde bir şekilde duyulmuştu. 80’lerin ritmik/melodik punk kokusunun sindiği ekibin sahne performansı da dört nala koşan davulla aynı hızda kulaktan kulağa yayılır ve çok kısa zamanda Therapy?, Propagandhi, Agnostic Front gibi önemli ekiplerin alt grubu olarak hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaşırlar. 2008 yılında en büyük başarıya sahip olan, dub / surf rock gibi esintilerle karşımıza çıkan albümleri Dark Poetry yayınlanır.

Sadece Dark Poetry’deki müzikal ustalıkları sayesinde değil, ayrıca karşı duruşlu şarkılarından sonra Yunanistan festivallerinde Big Bang’dan büyük olduğunu düşündüğüm o toz bulutunu Vodka Juniors’ın durdurulamaz dinleyicisi yaratıyor. 2018 yazında büyük iki turne yapıp kendi deyimleriyle ‘’polis tarafından hiç durdurulmayan’’ Vodka Juniors son albümleri olan ‘’Warrior Anthem’’i aynı yılın başında yayınladı.

Hadi önce headbanging, sonra crowd surfing inşalla amin!


PLANET OF ZEUS

Atina’nın underground serserilik aleminden 2000 yılında fırlayan başka bir heavy rock ekibi Planet of Zeus. 2000’den ilk albümlerini yayınladıkları 2008 yılına kadar yılmayıp stadyumlardan ev partilerine koşan grup bu müddette sessiz sedasız, kendileri gibi yılmadan onları dinleyen, takip eden bir dinleyici kitlesi kazanır. Süregelen rock sahnesinin dışına AC/DC, Lynyrd Skynyrd, Queens of The Stone Age esintileriyle çıkan grubun ilk albümleri ‘’Eleven The Hard Way’’ Metal Hammer, Kerrang gibi rock / metal dergilerinden gerekli puanı alıp, Bruce Dickinson’ın radio şovunda boy gösterince 2011 yılında gelen ‘’Macho Libre’’ gibi bir dehşet’ül vahşet albüm, grubu Avrupa’daki festivallere taşımış elbette. 2014 yılında biraz daha sertleşen riffler, yıldırım gibi vokallerle ekip,üçüncü albümleri‘’Vigilante’’yi ortama serseri mayın gibi bırakır. 2016 yılında dördüncü albümleri ‘’Loyal to the Pack’’ ile gittikçe büyüyen rock müzik sahnesine ileride hatırlanacak bir albüm hediye eder Planet of Zeus.

Burada da Rock Market’i şimdi izleyebilsek garanti karşımıza çıkacak video klipleri Leftovers:


SLEEPIN PILLOW

2004 Selanik çıkışlı Sleepin Pillow, rock tayfası arasında çok hızlı yükselen ekiplerden. Aşinalığımız pek malum geleneksel ezgiler ve enstrümanlarla psychedelic rock soundunu gayet başarılı bir biçimde harmanlayan eklektik ekibin ilk albümü ‘’Apples on Orange Tree’’ 2008’de yayınlanır. Çıkar çıkmaz senenin en iyi beş albümünden biri seçilen Apples on Orange Tree içinde ‘’The Black Sea’’, ‘’Winter Dreams’’, ‘’Amplifier My Heart’’ gibi aniden grubun ve dinleyicisinin mihenk taşı haline gelen şarkıları barındırıyor.

2010’da ikinci albümleri ‘’Superman Blues’’dan sonra ekip, 2014’te de ‘’mini albüm’’ ‘’This world is over, it’s time for a new one’’la dinleyicinin karşısına daha dramatik ve progresif bir albümle çıkıyor. Son albümleri ‘’The Past is Already Here’’la grup psychedelic dünyanın kapısını gerek olgunlaşan müzikaliteleriyle, gerekse söz yazımlarıyla zorlamış bir kez daha. Albüm denizin bu yakasına da hissen kardeş olduğunu hatırlatan çekici bir kara delik gibi.

Bu da ilk albümden Black Sea:


NAXATRAS

2012 yılında Selanik’te kurulan heavy / psychedelic rock ekibi Naxatras, muhtemelen Türkiye’de çaktırmadan en çok dinleyiciye sahip olan ekip. 70’lerin sounduna aşinalığımız sayesinde bizim için fazlaca gönülçelen; dünyada retroya girmiş olan psychedelic gezegeninin en yeni çocuklarından biri olan Naxatras, sesini ilk kez 2015 yılında çıkardıkları LP albümüyle duyuruyor. 2016 yılında çıkan EP’lerinden hemen sonra II’yi çıkaran grup, bu üç albümde çizgiyi yine bozmuyor, üçü de canlı performans ve analog teknikle kaydedilmiş kayıtlar. Artarda ‘’All the Stars Collide Into a Single Ray’’i ve geçtiğimiz yıl ‘’III’’ü yayınlayan Naxatras çok hızlı bir şekilde ismini denizin çifte kıyısına ve Avrupa’nın festivallerine yazdırdı bile.

Ekip sağlam psychedelic sounda arka çıkan sert riffleri, hayalbaz melodileri, kamyon gibi groove’u ve dizginlenemez üretkenliğiyle önümüzdeki senelerde adından hakikaten söz ettirecek gibi görünüyor.

Hadi buraya alayım sizi:


BAILDSA

2008 yılında Selanik’te kurulan Baildsa, bir süre İstanbul semalarında da görülmüş olan bir Balkan Punk Rock ekibi. İsmini ‘’bayıldım’’dan almış, söylemesi onlara zor geliyor muhtemelen ama bundan pek hoşlandıkları da röportajlardan belli. Başlangıçtan bu yana müzikal çizgileri epeyce değişen ekip ilk albümleri olan ‘’United States of Balkans’’ı 2011 yılında çıkarıyor. Sahne performansı on numara olan Baildsa, bu süreçte Kultur Shock, Manu Chao gibi kardeşlerimizin ön grubu olarak sahalarda görüldü.

İkinci albümleri olan ‘’Zvarna’’ bizi tekrar old school analog kayıt dünyasına geri götürüyor. Albüm şahane. İlk albümlerinden ikinciye değişen ve gelişen müzikal ufuklarının üstüne bir de dünyayı değiştirme hevesi eklenince, içimizden olan, bizim olan, biz olan, ama ne bize ne de kimseye ait olan o mükemmel hissi ortaya döküvermişler. Üçüncü albümleri olan ‘’WarZone’’ 2018’in son kertesinde bize kavuştu. Bir yandan agresifleşen soundları, diğer yanda naifliğini ve direncini muhafaza eden ve mükemmel noktaya ulaşan sözleriyle albüm aramıza yavaş yavaş sızacak gibi görünüyor.

Bu da son albümden:


BALOTHIZER

2017 yılında Londra’da kurulan Balothizer, son dönemde Yunan rock mafyasında en iyi çıkışını yapan ekiplerden biri. Yıllarca Londra’nın dünya müziği mekanlarında geleneksel Girit müziği icra eden iki rocker arkadaş tarafından kurulan bir trio. Kendi içinde zaten kocaman bir medeniyet olan Girit, bir ada da olsa, dağlar tarafından çevrelenmesi sayesinde müzikal geleneğini asırlarca aktarmasıyla; bu geleneğin içine yerleşen bin yıllık göçlerden beslenmesiyle meşhur. Balothizer, Girit’in poetikası ve kendiliğinden distortionlı lavtasını sırtına; bize punk / hard rock, sonsuz headbang ve dinleyiciyi şoke eden bir sahne enerjisiyle son dönemin en iyi müzikal çeşnilerinden birini sunuyor. Efsane müzisyen aile Xylourislerden de el aldılar bile. Kurulduğundan bir sene sonra Yunanistan’ın en büyük rock festivallerinden biri olan Street Mode’da geceyi kapatan ekibin geleneksel müzik bayrağını Girit’in antifa renklerine boyayıp geleceğe taşımalarına tanık olacağız.

İlk albümleri Cretan Music From Hell 2018’in son kertesinde çıksa da, grup ikinci albümünü 2019 baharında yayınlamayı planlıyor. Muhtemelen ekibi yakında memleketin güzide karaşın mekanlarında göreceğiz.

Bu da ilk albümden, Antifa Syrto!:


TUBER

2010’da kurulur kurulmaz kendi adlarını taşıyan ilk Eplerini çıkaran Tuber, deneysel-enstrümantal psychedelic müzik gezegenine Girit’ten yine müthiş bir hediye.Adada güneşten kaçıp, mağaralarda rockun gölgesini kovalarken soundlarını ortaya çıkaran ekip, bu arayışlarını kuzeye göçüp bu sefer güneyi özlemeye başlayınca, zenin dengesinde nihayete erdirmişler gibi. 2013’te çıkan ‘’Desert Overcrowded’’ desert rock soundu, uyumlu ve naif elektronik altyapısı ama sert ve süreğen riffleriyle epik bir yol albümü.Kuzeyin dağlı ritmini bohçasına atan ekip 2016’da ‘’Live at Freak Valley’’ ile elektronik soundlarını zamanın ruhuyla daha iyi harmanlamış gibi. Albüm için söylenecek en güzel cümleyi, grubun kendisinden bile ziyade, Ursula söylemiş olabilir: ‘’Işık karanlığın sol elidir, karanlık da ışığın sağ eli’’.

2017’de yaptıkları son albüm ‘’Out of the Blue’’ gerek enstrüman kullanımıyla, gerek sound derinliğiyle, gerekirse de kendi soundlarında açtıkları o gizemli dehlizle grubun ustalık eseri.

Albüm paket halinde şuradan dinlense de, bir bandcamp’e uğrayalım sonra:


VILLAGERS OF IOANNINA CITY

Kuzeybatı Yunanistan, Epirus bölgesinin içinde ciğer söken klarnet taksimleri, polifonisive hüzün barınağı sözleriyle ünlü mucizevi geleneksel müziğiyle heavy / psychedelic soundu birleştiren mahşerin en kara atlısı Villagers of Ioannina City tam formunu 2007’de aldı. 2010 yılında ilk promolarını kaydeden VIC, 2014 yılında rock dünyasını şoke eden Riza’yı çıkarttı. Riza, Yunan müzik listelerine ilk sıradan girmek bir yana dursun, dünya rock müzik listelerine de yılın albümü olarak adını yazdırmış. Geleneksel müziğin aktarımının mihenk taşı bu şekilde hepimiz tarafından keşfedilmiş oluyor: Fusion. Tulum, kaval, didgeridoo, klarnet gibi enstrümanların assolistlik tavrı da rock’n roll’un dayanışmacı ruhuna eşlik etmeye başlıyor böylece. Albüm çıkar çıkmaz soluğu Avrupa’daki festivallerde alan ekip, aynı yıl ortama bomba gibi bırakılan EPleri Zvara’yı yayınlıyor. EP’de bulunan iki şarkı da politik olarak boğulmuş Yunanistan gençliğine ateş çiçekleri açtıran marşlara dönüşmüş durumda.

Gezegenler, dağlar, göller ve taş diyarlar arasında gezintiye çıkaran sahne performansları komşu kıyıda baya ünlü olan Villagers of Ioannina City, yeni albümlerini 2019’un baharında çıkarmaya hazırlanıyor.

Bu da tek tabanca, yakışıklı külhanbeyi Zvara:


BONUS

Greek Rock Revolution

Yunanistan Rock Sahnesi için yukarıda minik özetlerini geçtiğim birçok ekip bu heyecan verici belgeselde bir araya geldi. Sahnenin nasıl büyüdüğü, geliştiği, dayanışmanın ve hakiki rock’n roll ruhunun bu devrimin gerçekleşmesinde ne derece etkili olduğu bizzat müzisyenler tarafından anlatılan belgesel Mart 2019’da gösterime girecek.

Buradan fragmanına ulaşılabilir: