Söz, Kayseri’nin Türk Halk Müziği birikiminden açıldığında belleklerde önce Ahmet Gazi Ayhan’ın ismi canlanır. Ayhan’ın hakkını elbette teslim etmek gerekir ancak, Bircan Pullukçuoğlu’nun zeminini, Nida ve Neriman Altındağ Tüfekçi ile hazırlayan Adnan Türköz de es geçilmemelidir.

Kayseri’nin Bünyan ilçesinde 1925 yılında doğan ve bağlama ile on beş yaşından itibaren hallihamur olmaya başlayan Türköz, 1952 yılında İstanbul Radyosu’na girer ve daha sonra, İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Halk Müziği Topluluğu’na katılır.

Halay formundaki eserler dâhil olmak üzere birçok Bünyan ezgisini derleyen ve TRT dağarcığına kazandıran Türköz, Nida Tüfekçi ile özdeşleşen Sürmeli’yi, Kayseri’den hareketle renklendirmiştir.

Merkezine ironiyi oturtan eserleri derleyen Türköz’ü, bu bağlamda, hem Lambaya Püf De isimli eseriyle maruf Ahmet Gazi Ayhan, hem de tahtakurusu için ezgi kaleme alan, aynı zamanda Arif Sağ’ın, Nida Tüfekçi ile birlikte etkilendiği isim olan Bayram Aracı ile ortak paydada buluşturmak mümkündür.

Türk Halk Müziği’nin teganni kültürüyle hasbihâl eylemesini, Neriman Altındağ Tüfekçi’den beslenerek sağlayan Bircan Pullukçuoğlu’nun, hakkını layıkıyla vererek seslendirdiği Dağdan Yuvarlandı Gayalarımız’da melankolinin rüzgârını estiren Türköz’ün ve Pullukçuoğlu’nun sesine odaklanan kulak, ister istemez Ahmet Gazi Ayhan’ın, hakkı genelde teslim edilemeyen Hem Okudum Hemi de Yazdım’ını da hatırlamadan kendisini alamayacaktır.

Türköz’ün eserleri ve dolayısıyla sesindeki sadece melankolik değil lirik vurguya, sadece Sürmeli formundaki ezgilerde değil, sözgelimi Kütahya’nın kaynağındaki Hisarlı Ahmet, Erzincan’ın kıracından maki devşiren Davut Sulari’nin gün yüzüne çıkardıklarında da tesadüf edilebilir. Bu nokta, Türköz’ün eserleri ve hassasiyetinin, Bünyan ve Kayseri ile sınırlandırılamayacağını berrak bir şekilde gözler önüne sermektedir. Benzeri durumun, sözü edilen diğer isimler için de geçerli olduğunun ayırdına, kendisini sadece müzikle sınırlandırmayanlar varabileceklerdir.

Türköz, yerel söyleyişi muhafaza etmiştir ancak bu özelliği onun yereli laubalileştirmesini beraberinde getirmemiştir. Bu yönüyle Türköz’ün, yerel söyleyişi kapı dışarı etmeyen Davut Sulari ve naif kemençesini ve sesini Trabzon’dan Türkiye’ye yerel söyleyişi ıskalamayarak seslenen Maçkalı Hasan Tunç’un hemderdi olduğu vurgulanmalıdır.

Zevahiri kurtarma fiiline, dinlemenin yanında okurken de itibar etmeyenlere, Abbas Sayar’ın, yerelliğin laubaliliğiyle alışverişi olmayan pastoral resmini çizen eserlerini hatırlatan; lirik, melankolik vurgusunda ironiye de yer veren Adnan Türköz’ün ismi, deneysel söyleyişe icazet veren Sürmeli’yi kendisine özgü deneysellikten nasiplendirdiği, ironiyi bu türde de hissettirdiği için bir anda hatırlanmamaktadır.
Bu es geçişte, Kayseri’nin folklorik zenginliğinin bilincinde olmayan güruhun katkısı büyüktür.

Güruh, güruh olmaktan uzaklaşmadığı müddetçe, sadece Kayseri’nin değil, seksen bir şehrin kıymetlilerinin üzerindeki ölü toprağını kaldırmak, sadece üç beş, hakiki, samimi ve hakkaniyetli, dirsek çürütme sevdalısının mesaisini bekleyecektir.

*Adnan Türköz’ün ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak bu yazının zeminini hazırlayan Emre İnanan’a teşekkür ediyorum.