Görece aktivitesiz geçen Şubat ve Mart aylarından sonra Nisan ayı, şu ana kadar, birçok konserler dolu geçti ve geçecek. Bu konserlere ilişkin bilgilendirme ve izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Metni bir konser eleştirisi olarak kaleme almadığımın altını, başlarken, çizmek istiyorum.

Görece aktivitesiz geçti demiş olmama rağmen mart ayından bir konserle başlamak istiyorum. Avrupa turnesinin geleneksel Lizbon ayağında Gustav Mahler Gençlik Orkestrası (GMJO) bu sene dinleyicilerin karşısına 4 adet programla çıktı. Tobias Wögerer yönetimindeki iki konserden 25 Şubat tarihlinin programı Mozart’ın 10. Serenadını ve Schoenberg’in Dönüşen Gecesi’ni içerirken (Bu programın aynısını evvelki sene dinlemiştik: https://www.museudodinheiro.pt/evento/8873/festival-cantabile-2017-noite-transfigurada)

28 şubat tarihli olanında piyanist Anika Vavic’in katılımıyla Rachmaninoff’un Paganini Rapsodisi, Korsakov’un Şehrazat’ı ve Bartok’un Mucizevi Mandarin Balesi’nin süiti seslendirildi. Rahmaninof kısmen, Bartok önemli ölçüde çekici gelirken konserin büyük kısmını işgal eden Şehrazat’la ilgilenmediğim için bu konsere gitmemeyi tercih ettim.

(İlk dönem Mahler’in en bombastik ve boş yapıtı olduğundan yine gitmemeyi tercih ettiğim) Mahler’in 3. Senfonisi 5 Mart’ta alto Elena Zhidkova, Gulbenkian Korosu ve Lizbon Ünivesitesi çocuk korosunun katılımıyla Jonathan Nott yönetiminde seslendirilirken turnenin Lizbon ayağının son konseri 6 martta yine Nott yönetiminde ve yine Zhidkova’nın katılımıyla gerçekleştirildi. Katıldığım tek konser olan bu konserde Berg’in muhteşem op.6 üç orkestra parçası seslendirildi:

Temsiline katılmak yerine iyi bir stüdyo kaydının kulaklıkla dinlenmesinin daha tatmin edici olduğunu düşündüğüm yapıtın kayıtlardan aşina olduğum birçok detayının temsil esnasında kaybolduğunu görmek ne kadar üzücü olsa da yapıtı ilk defa canlı dinlemiş olmak güzel bir deneyimdi. Programın geri kalanında seslendirilen Rückert Şarkıları ve Şostakoviç’in 15. Senfonisinin temsillerinin, bu yapıtların Berg’e nazaran silik olmalarından da kaynaklı olmak üzere heyecan verici bir yanları yoktu.

31 Mart 2019 tarihinde Portekiz Oda Orkestrası ve solistleri Belem Kültür Merkezi’nde (Centro Cultural Belem, CCB) saat 17.00’de bir konser verdi. Konserin künyesine https://www.ccb.pt/Default/pt/Inicio/Imprensa/ComunicadosDeImprensa/Comunicado?A=493 ‘den ulaşabilirsiniz.

Konserde seslendirilen ilk yapıt programdaki üç yapıt içerisinde açık ara en ilginç ve en kısa olandı: György Kurtág’ın (d.1926) Ligatura – Message to Frances-Marie, op. 31b (The Answered Unanswered Question)’ı. Yapıtın adında parantez içinde geçen kısım açık olarak Charles Ives’ın meşhur yapıtına bir gönderme:

Neden? Sanırım her iki yapıtın da önemli ölçüde statik ve sessiz bir ses düzleminde var olmasıyla alakalı. Ligatura ‘bağlantı’ anlamını taşıyan bir kelime ve örneğin bir yazı stilinde ligatura ardışık harflerin birbirine iliştirilmesi ve tek bir harf haline gelmeleri anlamına geliyor:

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVHlwb2dyYXBoaWNfbGlnYXR1cmU

Ligature kelimesini bu yapıt özelinde ardışık seslerin birbirine anması olarak yorumlayabiliriz diye düşünüyorum. Yapıt bestecinin yapıtlar kataloğunda 31. sırada yer almakta (op.31b) ve ilk versiyonu tek çello, iki keman ve çelesta için kaleme alınmış. Yaklaşık beş dakika kadar sürüyor ve

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRnJhbmNlcy1NYXJpZV9VaXR0aQ

‘ye ithaf edilmiş. Son linkten alıntı: ‘Uitti has collaborated with and is the dedicatee of composers Luigi Nono,  … , György Kurtág, … , and Peter Nelson, among many others.’ Besteci 22 Haziran 1989 tarihinde tamamladığı yapıtın seslendirilmesi esnasında aletlerin sahneye nasıl yerleştirilmesi gerektiğini yapıtın notasında belirtmiş: viyolonsel(ler) sahnenin ortasında, kemanlar mümkün olduğu kadar viyolonsellerin uzağında ve imkan dahilinde olduğu takdirde salonun yüksek bir noktasında (balkon) ve çelesta kemanlara, viyolonsellere olduğundan daha yakın olacak şekilde sahnede:

https://hal.archives-ouvertes.fr/hal-01388423/document

Katıldığım temsilde karanlık tınılı yapıtın başlamasından evvel sahne ışıkları, sahnenin ortasını aydınlatan tek bir ışığa indirgendi ve yapıtın temsilinde görev alacak beş çalgıcıdan üçü sahnenin sağ, sol ve arka taraflarından sahneye gelerek kısa ve basit bir teatral gösteri yaptılar. Daha sonra sahnede hazır bekleyen aletlerini alarak yapıtı seslendirdiler.

İki kemancı gerçekten sahnedeki iki balkonun sahneye yakın uçlarında konuşlandılar. Sahnedeki iki çellist yüzleri birbirlerine dönük ve biraz verev bir oturma planıyla yapıtı seslendirdiler. Tuhaf olan yapıtın iki bölümü arasında çellistlerine yerlerini kemancılarla değiştirmeleri oldu. Çelesta yerine sahne arkasında konuşlanmış, aslında ikinci yapıt için orada olan arp kullanıldı. Bestecinin bizzat kendisinin yapıtın değişik orkestralamalar için üç farklı versiyonunu hazırlamış olduğu için bu temsildeki alet değişikliğinin pek bir önem arzetmediği söylenebilir. Yapıtla ilgili en ilginç noktayı en sonra sakladım: yapıtın ilham kaynağının, ithaf edildiği Uitti’nin geliştirmiş olduğu bir çalış tekniği. Sanatçının ingilizce wikipedia sayfasında alıntı: ‘She has developed new techniques (most famously, playing with two bows simultaneously)’. Bu nedenle yapıtın original versiyonu aslında iki yayla çalınan tek çello için kaleme alınmış. Tabii yapıt ‘normal’ çellistler tarafından da çalınabilsin diye iki çello için de bir versiyonu, Kurtag tarafından, hazırlanmış. Yapıtın iki yayla çalınan bir videosuna denk gelemedim ancak Uitti’nin iki yayla kendi yapıtlarını seslendirdiği bir temsilin görüntü kaydına

‘dan ulaşabilirsiniz. İkinci yayın kullanımı 6. dakikanın sonlarına doğru başlıyor.

Ligeti’nin oda orkestrası ve solo çello için konçertosu çok güzel bir yapıt:

8 adet piyanoyla (pppppppp) işaretlenmiş bir notayla başlayan yapıtın tek kayda değer ses doruğu ikinci bölümünün ikinci yarısında karşımıza çıkıyor. İlk bölüm içerisindeki kimi sayfalarda bestecinin meşhur ‘Atmosferler’ine açık tını göndermeleri duyulabiliyor. Çeyrek saatin hiçbir anını boş geçmeyen bir şaheser demekten çekinmiyorum.

Konserin ikinci yarısındaki Mozart’ın 36. Senfonisi ilk yarıdan sonra yersiz kaçtı. Çok güzel ve kendine özgü nitelikleri olan yapıt (Mozart’ın yavaş açılışı olan ilk senfonisi, yavaş bölümünde timpani ve trompet kullandığı tek senfonisi, menuetinin triosunun obua solosu, yoldayken ve sadece 4 günde kaleme alınmış olması vb.)

ilk yarıya bir devam teşkil etmekten uzaktı. Yerine konserin ilk yarısındaki yapıtlarınkilere yakın, dar bir orkestralama gerektiren bir 20.yy klasiği (Stravinsky: Apollo, Re majör konçerto, Schoenberg Dönüşen Gece vb.) bir yapıt daha iyi olabilirdi. Ayrıca o salon için fazla sayıda yaylı alet kullanılmasını getirdiği bir kulak tırmalanması da yaşamadık değil ve bundan da kaynaklı olmak üzere maalesef Mozart’ın keyifli üflemeli konuşmalarının tümünü duyamadık.

Metropolitana Orkestrası üyelerinin kurduğu DSCH oda müziği topluluğu 5 ve 6.4.2019 tarihlerinde Thalia Tiyatrosu’nda iki adet Schubertiad gerçekleştirdi. Adrien Brendel’in konuk sanatçı olarak sahne aldığı gecelerin ilkinde bestecinin sırasıyla 1. Piyanolu üçlüsü

ve yaylılar beşlisi seslendirilirken

ikinci gecenin programında 14. Yaylılar dörtlüsü

ve Alabalık beşlisi vardı

Tek hayal kırıklığı 14. Yaylılar dörtlüsünün ‘ruhsuz’ ve tekrarların keyfi gözetildiği temsiliydi (iki gecede çalınan diğer üç yapıtta tekrarların tümü gözetildi). Tuhaf olan takip eden beşli başladığı anda bu ruhsuzluğun bir nedeninin aleni ortaya çıkmasıydı: dörtlünün çello partisini duyamamıştık. Halbuki beşlide çelloyu çalan Brendel’in aletinin sesi çok daha açık ve güzeldi ve temsilin sonunda çok da büyük beklentilerim olmayan yapıttan daha çok zevk almış oldum. Brendel’in çalarken ki mimiklerinin babasınınkilerle aynı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ve çellonun bu uzun adamın ellerinde dik tutulmuş iri bir viola gibi durduğunu…

Yine 6 nisan tarihinde Cascais ve Oeiras Oda Orkestrası (Orcestra Camara de Cascais e Oeiras – OCCO) Paço de Arcos Merkez Kilisesi’nde akşam saat 5’te başlayan bir konser verdi:

https://www.occo.pt/events/concerto-de-pascoa-o19/

Konserin tek yapıtının önemli ölçüde bir kağıt ve mürekkep israfı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir multikültüralizm çakması olmaya çalışmış ama onu dahi doğru düzgün becerememiş yapıt Kosova Krizi’nin kurbanlarına ithaf edilmiş:

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVGhlX0FybWVkX01hbg

Yapıtı ilginç kılan tek yanı orkestralamasında ses solisti olarak bir adet müezzin bulundurması. Müezzin 13 bölümlü yapıtın ‘Call for Prayer’ başlıklı 2. bölümünde bildiğiniz (a capella) ezan okuyor (Kosova’daki müslüman azınlığa bir gönderme olsa gerek)

7.4.2019’da bu sefer Metropolitana Orkestrası’nın tümü Lizbon Üniversitesi Campo Grande kampüsünde Aula Magna salonunda güya saat 17.00’da bir konser verdi. İnternetten ödemesi yapılmış biletlerin gişeden alınması mecburiyeti, gişede çalışan azlığı, katılımcı sayısının yüksekliği ve biletlerin tesliminin pratiklikten uzak oluşunun sonucu 20 dakika gecikmeyle başlayan konserin ilk yapıtı Rachmaninoff’un 4. Piyano konçertosuydu. Salon akustiği nedeniyle biraz bulanık duyulan … yeterli bir temsil verdiğine inanıyorum. Çoğu zaman yaptığım üzere yapıtı dinlemekten çok takip etmek daha hoşuma gitti:

Konserin ikinci yarısı konser için bilet alma nedenimdi: Şostakoviç’in 10. Senfonisi. Yapıtın temsilinin kötü akustik, üflemelileri dengelemekten çok uzak yaylı sayısı (3 kontrbas!) gibi nedenlerle olumsuz etkilendiğini düşünmekle beraber yapıtın muhteşemliğinin yanında bu olumsuzlukların çok zaman gölgede kaldığını düşünüyorum. Bestecinin bestelediği belki en büyük senfonik bölüm olan yapıtın ilk bölümünü Pedro Neves’in Moderato ifadesini fazla ciddiye alarak ele aldı ve bunun sonucu olarak sonat formundaki bölümün ilk tema grubu ağır aksak ilerledi.

https://www.youtube.com/watch?v=TSvsVvrzuN8  (6:05’e kadar olan kısım)

Keza 2. Tema grubuna hakim olmasını bekleyeceğim gerginliği, tema grubunu açılışı yapan solo flütte duyamadık:

https://www.youtube.com/watch?v=TSvsVvrzuN8 (6:05’ten itibaren)

Gelişmenin başındaki üflemeli konuşmaları daha net ele alınabilirdi.

https://www.youtube.com/watch?v=TSvsVvrzuN8 (8:45)

Tam da buralarda bakırların sahne arkasında izleyiciye dönük oturtulmasındansa sahnenin yanlarında birbirlerine bakacak şekilde oturtulmuş olmasını diledim. Kimi şeflerin akustiğine aşina olmadıkları salonlarda yönetecekleri temsillerin provalarında kürsüden inip salonun değişik noktalarından sesin nasıl duyulduğunu kontrol ettiklerini biliyoruz. Neves buna ihtiyaç duymamış olsa gerek. İlk bölümün geri kalanının şemasının geri kalanını da koymuş olalım:

https://www.youtube.com/watch?v=TSvsVvrzuN8 (13:35 rekapütilasyon. İkinci temanın iki klarnetle yapılan muhteşem rekapütilasyonu için 15:50)

https://www.youtube.com/watch?v=TSvsVvrzuN8 (19:13 kapanış)

8 Nisan 2019 tarihinde saat 18’de Palacio Foz’da Ouziel İkilisi tarafından verilen 4 el piyano konserinin

https://www.facebook.com/events/477127072825029/

ilk iki parçası Dvorak’in op.72 12 Slav Dansı’ndan 1. Ve 2.’ydi. Takip eden yapıt 4 el piyano için bestelenmiş en ünlü yapıt olan Schubert’in Fantazisiydi. Ravel’in İspanyol Rapsodisi’nin 4 el versiyonu ve R. Strauss’un Güllü Şövalye operası valslerinden 4 el piyano için derlenmiş bir süitle konser son buldu.

12 Nisan 2019 tarihinde Gulbekian Salonu’nda sezonun en ilginç müzik etkinliklerinden birisine şahit olduk. İlk temsili geçen sene Kasım ayında yapılan Frederik Neyrinck I C O N adlı operanın temsilini Joey Marijs yönetti. İlanında

https://gulbenkian.pt/musica/en/evento/i-c-n/

izleyicilere temsil esnasında kullanılacak güçlü ışık efektleri hakkında uyarıda bulunulan temsil Gulbenkian salonunda sahnede gerçekleştirildi ancak bu sefer seyirciler de sahnedeydi. Sahnenin ortasına yerleştirilmiş ufak bir kare sahneyi çevreleyen 5 kadar basamaklı tribünlere yerimizi alırken 5 kişilik orkestra (bas klarnet, sürdinli trombon, keman, viyolonsel ve kontrabas) müziği çalmaya başlamışlardı. Herkes yerini aldıktan sonra iki oyuncudan erkek olan oldukça uzun bir monoloğu kah kare sahnenin etrafında yürürken bizlere hitap ederek, kah kare sahnenin üstündeki fotoğrafların fotoğraflarını çekerken dillendirdi. Çektiği her fotoğraf yaklaşık bir saniyelik bir gecikmeyle arkamızdaki duvarlara yansıtılmaktaydı. Yapıtın ikinci ve tek vokal oyuncusu soprano müziğini yapmaya duvar kenarından ve giyinik başladı. Daha sona kare sahnenin üzerinde iç çamaşırlarıyla son buldu. Yaptın esin kaynağı olan

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTCdJbmNvbm51ZV9kZV9sYV9TZWluZQ

olayına kendince göndermelerde bulunan libretto Sabryna Pierre tarafından pek sığ kaleme alınmıştı. Trajedinin baş ve tek kahramanının ağzından sorulan ‘Hiç düşündün mü öldükten sonra seni kaç kişi hatırlayacak? Kaç kişi ardından göz yaşı dökecek, ne kadar dökecek blabla’ gibi onlarca sorudan müteşekkil son kısım kafalarda ‘Kaç kişi arkandan kına yakacak?’ diye sordurtacak kadar bıkkınlık verici bir hale büründü. Sorular da, görüldüğü üzere, hemen her cenazede her katılımcının bir şekilde aklından geçecek sorulardı. Bu kadar satır harcamaya değer miydi diye soruyorsanız: bu sekans 10 dakika kadar sürdü. Sekans boyunca soruları soran soprano bir yandan yüzü seyircilere dönük olarak ortadaki kare ufak sahnenin etrafında dönüyor bir yandan da elinde tuttuğu projektör – kamerayla yüzümüze güçlü ışık tutuyor ve kaydettiği görüntülerimiz duvara yansıtıyordu. Benim önümden geçerken kamera/soprano yerine yanımda oturana kafamı çevirdiğimden nasıl gözüktüğümü göremedim, ilgilenmedim de. Bir sahne geçişinde ve yaptın en sonunda besteci sanat musikisini bırakıp kimi 80-90’lar şarkılarıyla salonu doldurdu.

Metni buraya kadar okumaya tenezzül ettiyseniz bu yapıta ilişkin kısmı yazmakta zorluk çektiğimin, bir bütünlük ve olay sırası takibinde güçlük yaşamakta olduğumu fark etmişşinizdir. Bunu nedeni benim edebi yeteneklerimin kısıtlılığı kadar, inanın, yapıtın ifadesi çok güç bir çorba olmasından kaynaklanıyor. Özetle: herhangi yönü / dramatik desteği yahut kayda değer bir tarzı olmayan bir müzik, oldukça sığ bir libretto, dram akışına herhangi bir katkı sağlamaktan çok izleyicini gözünü boyamaya yönelik bir sahneleme. Ancak kabul ediyorum ki sıradan bir cuma akşamında görebileceğim en tuhaf (ilginç değil) şeylerden birisiydi.

14 Nisan tarihinde benim açımdan inanılmaz bir temsil oldu. Paskalya vesilesiyle verilen irili ufaklı birçok konserden katılmayı planladığım üç tanesinden ilkinde Beethoven’ın Missa Solemnis’i

https://www.metropolitana.pt/Default.aspx?ID=4354&CalendarEventID=4194

künyesindeki sanatçılar tarafından ücretsiz seslendirildi.

Vasat üstü diyebileceğim temsilin yapıldığı Para Müzesi’nin (Museu de Dinheiro) akustiğinin gerek koro gerek orkestra lehine işlediğini düşünmüyorum:

https://cdn1.newsplex.pt/media/2017/6/12/589728.jpg?type=artigo

Geçen sene kasım ayında ilk seslendirilişi yapılmış Corte-Real’in vasat altı ‘Haydut’un Şarkısı’ başlıklı operasında başrolü seslendiren Andre Henriques temkinli bir seslendirmeyle başarılı bir iş çıkardı. Fabian Lara partisine dramatik çıkışlar eklemişti (Agnus Dei’de ‘Miserere’ kelimesini tekrarlarında yaptığı gibi) ancak tuhaf biçimde kendisine aynı dramatizmle eşlik eden bir koro yahut orkestra mevcut değildi. Solistler arasında Urbieta-Vega hoş tınısı ve tizlerde sağlam çıkan sesiyle kulak doldururken alto Valero’yu duymakta güçlük çektik. Yine son dua Agnus Dei’de Henriques açılış solosunu bitirdikten sonra sahnenin sağ tarafına konuşlandırılmış 2. kemanların en arka sehpasının önündeki yerine geçerken tenor-alto düeti için Lara şefin sağ tarafındaki yerini almışken Valero’yu arayan gözlerimiz pek ilginç bir olaya şahit oldu: sahnenin solunda 1. kemanların en arka sehpasının önünde konuşlanmış iki kadın ses solistinden soprano Vega oturduğu yerden solundaki Valero’yu eliyle yerini alması için dürttü ve Valero ancak bu poke sonrası şefin solundaki yerini aldı.

İspanya Radyo Televizyon Korosu (Coro de RTE [Radio Televisao Espanha]) başta belirttiğimiz akustik maniye karşın bence gerçekten güzel bir iş çıkardı. Benim asıl kritiğim her zaman olduğu üzere koro ve solistleri orkestraya nazaran daha çok yöneten şef Amaral’a yönelik. Gloria’nın başındaki timpani partisi çok daha net ve ön planda olmalı ve trompetler tarafından çok net desteklenmeliydi. Keza sonunda… Quoniam tu Solus nedense hep takip eden fügden daha hızlı seslendiriliyor ve füge gelindiğinde bir momentum boşalması yaşanıyor. Halbuki olması gereken tam tersi değil mi?

  (22:46)

Gloria’nın merkezindeki Qui Tollis ayetinde orkestral doruklar yaylı sayısının azlığından ve var olanlardan özel bir ses talebi olmadığından, dramatik olmaktan uzaktı. Keza bu kısmı coşkun Quoniam’a bağlayan timpani solosu içeren geçiş çok sıra dışı olduğu halde çok sıradan çalındı. Credo’nun ortasında çarmıha geriliş ve ölüm anlatısı ise bu nitelikleri taşıyordu. Agnus Dei’de koronun ses solistlerinin üstünden Ag –  nus – De – i diye yükseldiği kısmı duyamadık:

  1:04:40

2019 yılında 200 yaşında olan, 200 kere kaydedilmiş 20 bin kere temsil edilmiş bir yapıta ait bunun gibi nice detayın bu kadar kolaylıkla harcanmasını anlayamıyorum.

Amaral standart olduğu üzere Sanctus’un doruğunda koro kullanmayı tercih etti ancak solistlerle devam edince daha iyi tınlıyor. Bildiğim kadarıyla Beethoven’ın el yazmasında da bu kısımda solistlerden koroya geçiş ibaresi bulunmuyor ancak müziğin orkestralamasının ve sesinin büyümesi nedeniyle burada müziğin solistlerden koroya geçmesi adet olmuş. Halbuki:

(46:29)

Tabii temsilin sonunda ayakta alkışlamaktan geri kalmadık Beethoven’ı ve akıl dışı yaratısını…

Lizbon Paskalya haftası konserleri 15.4.2019 tarihli Wagner – Parsifal – 1. perde(alıntılar) ve 3. perde konser temsili ve 16.4.2019 J.S. Bach – Aziz Matta’ya göre Azap (çile?) konseriyle ve bu temsillere ilişkin gözlemlerimizle devam edecek.