Siz hep bir şarkı sandınız. Ama onun bir de hikayesi vardı. Siz “o kimbilir kimin nesi” sandınız. Öyle değildi.

İstinye dere içi bölgesi, o dönemde tabelacıların, oto tamircilerinin olduğu sıradan bir kaçak yapılanma bölgesiydi. “Şimdi ne değişti” derseniz, onu Yahya Bey’e soracaksınız. Tabi canım; Yahya Bey diyeceksiniz. Mahalle parsellenmesinde kıyı bölgeleri Rizeliler, denize yakın olmayan kesimleri Sivaslılar kapatmaya başlamıştı.

İşte o zamanlarda yaklaşık olarak 70’li yılların ilk zamanlarında Sivaslı Hamza, tamirci çırağı olarak Ayder Oto Tamir’de çalışıyordu. Kız kardeşi Yazma, okumak ve doktor olmak istiyordu. Hamza, okunarak adam olunmayacağını anlamış, bir yandan tamircilik yapıyor, geceleri tombalaya çıkıyor, ustasından habersiz tamirhaneyi de kurye lojistik deposu olarak kullanıyordu. Dedim ya; kardeşi Yazma okumayı çok severdi. “Cildi parlak kağıt kaplı bir roman” okurken, Hamza eve gelmiş “ne okuyosun sen kız” diye sormuştu. Yazma da otomobili tamire getiren genç kızın, tamir çırağına aşık olduğu bir hikayeden söz etti.

– Ver bakiym şu kitabı bana…

Yazma, ne olduğunu anlamadan kitabı Hamza’ya verdi. Hamza kitabın kaliteli kapağını okşadıktan sonra, sanki elinde tartar gibi kitabı salladı. “Pahalı bir roman bu herhalde, baya ağır çekiyor” dedi.

Yani o cildi parlak kağıt kaplı, pahalı bir roman hikayesi oradan geliyor. Yoksa Hamza romana falan para verecek adam değildi.

Neyse Hamza bir gün lojistik torbalarından birinin teslimatını yapacak. Torbayı alacak olan kız da haber yollamış bir çıkı kağıdıyla. “Ayağımda uzun etek olacak, saçlarım da dalga dalga, beni oradan tanırsın” diye erketeciden not geliyor. Genç kız gelmeden, şu torbanın içinde ne varmış, biraz ben de baksam n’ooolur yani diyor Hamza. Arkası kuşlu aynasının arasından bir Arap kağıdı çıkarıyor. Bir tekli yaptıktan sonra kafa oduna dönüyor.

O sırada genç kız arabasını tamirhaneye getiriyor. Ama Hamza’nın kafa olmuş 30 milyon. Duruyor zaman, duruyor dünya… O hesap yani. Ustası da uzaktan sesleniyor “oğlum al takımları” diyor. Bizimki donmuş vaziyette.

Sonra arabayı tamir ederken falan kardeşinin anlattığı hikayeyi ustasına anlatıyor Hamza. Aşık maşık ayağına teslimat yapacak. Ertesi gün ustasına diyor ki “bugün giymiyim tulumları”, yine arkası kuşlu aynayı çıkarıyor. Hilal kaşlı genç kız içeri giriyor, Hamza kapıyı açarken, kapı içine torbayı atıveriyor. Kız da durum anlaşılmasın diye “kim bu serseri” diyor kaşlarını hilal gibi kaldırarak.

Neyse kız, hızla tamirhaneden arabayı alıp çıkıyor. Hamza yıkılmış numarası yapıyor. Ustası da “işçisin sen işçi kal” diye azarlıyor Hamza’yı. Hamza da “Ustacım, bugün bana izin ver, yarın geleyim” diyor.

İzni alan Hamza, tamirhanenin köşesinden döndüğünde bir bakıyor ki genç kız orada arabayla duruyor. Hamza’yı dikiz aynasından görür görmez, sağ ön kapıyı açıyor. Hamza koştur koştur arabaya biniyor anladın mı?

Kız söze giriyor:

– Adın ne senin?
– Hamza…
– Bana bunlardan daha çok bulabilir misin?
– Parasını verirsen bulurum.
– Daha çok peki, daha çok?
– Bulurum diyor.

Meğerim kız dealer çıkıyor, Hamza’yı da terzi yapıyor. Bir süre sonra bu iş ortaklığı hayat ortaklığına dönüyor ve bir de çocukları oluyor. Adını Yahya koyuyorlar, bırakıyorlar öyle kalıyor.

 

Devamı var…